Halk Şiiri
Hikmet Dizdaroğlu
HALK ŞİİRİNDE TÜRLER
Özetleyen ve Derleyen: Kenan Zukorliç
A- Halk Şiiri Kavramı Halk şiir terimi, Halk içinde yetişmiş kişileri (ozanların, âşıkların) ya da adları bilinmeyen halk sanatçıların hece ölçüsü ile ve özel biçimde ortaya koydukları nazım türlerini kapsamına alır. Yani halk şiir alanına hem bireysel hem de anonim ürünler girer. Yöntem açısından da halk şiiri terimini kullanmak gereklidir: Adları bilinen ya da bilinmeyen halk sanatçıların, başlangıçtan günümüze değin ortaya koydukları eserleri bir bütün halinde ele almak ve incelemek zorundayız. Tür edebiyatı bir bütündür ve inceleme yönteminin buna uygun olması gerekir.
Halk şiirinin, ister yazanı bilinsin ya da bilinmesin sonuç olarak her iki çeşidi de bir halk sanatçısının elinden çıkmış şiirlerin tümü için halk şiiri demekte de bir sakıncası yoktur. Halk Edebiyatı ve onun bir dalı olan halk şiiri, aslında halk bilimi alanına girer. Âşık edebiyatı ise, bireysel temele dayananş belli kuralı ve özelikleri olan bir edebiyatır.
B- Çağlar Boyunca Türk Halk Şiirine Genel Bakış Türklerin tarihleri kadar eski bir edebiyatları vardır. Yazının bilinmediği bu çağlarda bu edebiyat sözlü idi. İslâmlıktan önce Türk edebiyatı bir bütündü; aydınlar ve halk için iki ayrı edebiyat yoktu. Çünkü, yazı diliyle konuşma dili aynıydı. Ozanların şiirlerindeki dil, halkın ve ulusun dili idi. Bu ayrımlaşma, yüksek tabaka ve halk için iki ayrı edebiyat, İslâmlıktan sonra Türk edebiyatında ortaya çıkar ve yüzyıllar boyunca yan yana yaşar.
Türkler tarihleri boyunca, çeşitli alfabeler kullanmışlardır: Göktürk alfabesi, Uygur alfabesi, Manihey alfabesi, Soğd alfabesi, Arap alfabesi. Orta Asya’da yaşayan Türkler, hangi dini kabul etmişlerse, o dinin alfabesiyle yazmışlardı.
Bunların en eskisi Orhun Yazıtları’ndaki Yenisey-Orhun alfabesi. Yaklaşık olarak beşinci yüzyıldan dokuzuncu yüzyıla değin kullanıldığı sanılan Orhun alfabesisinin Türklerce ne zaman bulunduğu ya da hangi kaynaktan alındığı kesinikle bilinmemekte. Bu duruma göre, Yenisey- Orhun alfabesisinin beşinci yüzyılda Türkler arasında geçerli olduğu kabul edilirse, en azından bin yüz yıllık bir yazılı edebiyatımız var demektir.
Kutatgu Bilig ile Divanü Lügat-it Türk’teki manzum parçalar, savlar, Budizm ve Maniheizm çevrelerinde yazılan eserler, eski Türk şiiri ve edebiyatı hakında bizi aydınlatmaktadır. Sözlü eserler; ölçü, tür, konu bakımlarından, yüzyıllar boyunca, pek az değişikliğe uğramıştır. Sözlü edebiyat geleneği, yazılı edebiyat döneminde de unutulmamıştır. Eski Türk topluluklarında ozanlar bütün ilkel topluluklarda görüldüğü gibi, çeşitli görevlileri üzerlerinde toplamışlardı: Kahramanlık şiirler söylüyor, büyücülük ve hekimlik yapıyorlardı.
Bu halk sanaçılarına, çeşitli Türk kavimler tarafından ayrı adlar verilmiştir; Altay Türkleri Kam, Kırgızlar Baksı, Yakutlar Oyun, Tonguzlar Şaman, Oğuz Türkleri de Ozan adını vermişlerdir. Bunların görevleri bütün milletlerde aynı idi. Eski Türklerde üç büyük tören vardı: Şölen (Şaylan), Sığır, Yuğ. Şölen, Oğuz Türklerin askerî-dinî nitelikte törenleriydi. Türkler, avcılığı seven bir bil ulustur. Türklerin ulusal totemlerinden birisi yak (Tibet sığırı)’tır. Totemin yılda bir kez avlanması gerekir, bunun için büyük bir av partisi yapılırdı. Eski Türkler Tibet öküzüne sığır dedikleri için bu avlarına da sığır adını vermişlerdi. Adına ilk kez rastladığımız yuğ’lar ise ölüler için yapılan genel dini törenlerdir.
Şölen’lerde, sığır’larda, yuğ’larda törenin yönetimi büyücü-şairlerin elinde idi. Türk şiirlerin en eski örnekleri, belki de bu büyücü-şairlerin törenler sırasında müzik eşliğinde söyledikleri parçalardır.
Bütün ilkel toplulukların edebiyatlarında, şiir, mitolojik kimlikte başlar, daha sonra dinî kılığına bürünür. Toplumsal gelişme daha ileri basamağa ulaşınca, dini konular yerlerini dini omayan konular alır. Türk şiirinde de başta destanî şiirler, dini şiirlere dönüşmüş, daha sonraları da her konu şiirin alanına girmiştir.
Türklerin şair-çalgıcıları hakkında en eski bilgiler, Hiyungnularla ilgilidir. İslamlıktan sonra da çeşitli Türk sülalelerinin ordularında halk şair-çalgıcıların bulunduğu tarihi kaynaklar bildirmektedir. Gaznelilerde, Karuhanlılarda, Selçuklularda, Harzemşahlarda, Altın Orduda, Mısır Memlüklerinde, Anadolu Selçuklularında, Osmanlılarda ve Anadolu Beyliklerinde, saraylarda, ordu ve halk arasında şair-çalgıcılar, ozanlar bulunuyor ve eski geleneği sürdürüyordu.
Yakın zamanlara dek, İslamlıktan önce Türk şairlerinden sadece Çuçu’nun adını biliyorduk.3Turfan kazılranında ele geçen Mani metinlerinden, sekiz Türk şairinin daha adlarını öğrenmiş oluyoruz: Aprınçur Tigin, Kül Tarkan, Sangku Seli Tutung Ki-Ki, Paratyaya-Şiri, Asıng Ttung, Cışuya Tutung, Kalım Keyşi.4
Oğuz Türklerinin Ozan dedikleri şair- çalgıcılara başka Türk kavimlerinde rastladığımız gibi, bu sözcüğü öteki Türk kavimlerinde görmekteyiz. On üçüncü yüzyılda, Mısır Memluk ordularındaki şair-çalgıcılar Ozan diye anılıyordu. On dördüncü ve on beşinci yüzyıllarda, Azerî alanında da halk şair-çalgıcılarına Ozan deniliyordu.
Fuat Köprülü ise, Ozan sözcüğünü ozmak köküne bağlamaktadır; ozmak, ‘’önce gelmek, ileri geçmek’’ anlamlarındadır. Bu kökten türemiş iki sözcük daha vardır: Ozgan (koşuda birinci, gelen köpeklere verilen ad), ozuş (kurtuluş). Fuat Köprülü, ozgan ile ozan’ın aynı olduğu fikrindedir.
Ozanlar, ilk zamanlar büyücü, oyuncu, hekim, şarkıcı ve çalgıcı görevlerini yüklenmişlerdi. Sonraları, şiirin hem ezgisini, hem sözünü, hem çalgıyı anlatır oldu. Üçüncü aşamada, şair-çalgıcı yani kopuzlarıyle şiirler söyleyen halk şairi anlamında kullanılmaya başlandı.
Ozanlık geleneği, on beşinci yüzyılan ortalarına dek sürmüştür. İsla kültürünün etkisiyle ozanlar ve ozanlık geleneği, yerini âşıklara bırakmıştır.
C- Aşık, Sazşairi, Kalem Şuarası, Halk Şairi Ahmet Kutsi Tecer şunu sölüyor: ‘’Âşık kelimesi ise önceleri Yunus tarzında ilahiler ve mistik şiirler söyleyen şairler tarafından kullanılmaya başlanmış, daha sonraları sazşairlerin hepsi âşık adı verilmiştir.’’5
Âşık ve saz şairi sözcükleri anlamdaştır, aralarında ayrım yoktur.6 Sazşairleri ya da âşıklar iki bölüğe ayrılır.
Bir kısmı
Ümmidirler, okuma yazma bilmezler, hiç öğrenim görmemişlerdir.
Saz çalmasını bilirler, şairlerini saz eşliğinde söylerler.
İrtical, yani hazırlıksız şiir söyleme, başlıca özeliklerdir.
Şiirler hece ölçüsüyledir.
Âşıkların bir kısmı ise, belirli bir öğrenimden geçtikleri gibi, saz çalmasını da bilirler: Fakat şiirlerini hem hece, hem de aruz ölçüleriyle yazmışlardır ( Âşık Ömer, Gevheri, Dertli, Erzurumlu Emrah gibi).
Kalem şurası’na gelince, bu terim, aslında kalem şairleri demektir; fakat sazşairlerince tekil anlamında kullanılır. Kalem şuarası belli bir öğrenim geçmiş, saz çalmasını bilmeyen, hem hece hem aruz ölçüleriyle şiir yazan şairlere verilen addır.
Halka şairi terimi ise, bir genellik taşır ve âşıklarla kalem şuarasını kapsamına alır. Âşık edebiyatı türlerinde şiirler yazmaları ve bu soy şiirlerinde sade bir dil kullanmalarıyle halk şairi öbeğine girerler. Fuat Köprülü7 ve Pertev Naili Boratav8 halk şairini âşık ve sazşairinin anlamdaşı biçiminde düşünürler.
Korş, Kovalski Vefabo, Türk şiirinde birimin beyt olduğunu öne sürmüşlerdi. Onlara göre dörtlükler, iki beytin birleşmesinden meydana gelmiştir.9 Doktor Rıza Nur Türk şiirinde birimin, dize olduğu kanısındadır.
Öyle ise Türk şiirinde nazım biriminin dörtlük olduğu kanısı nereden gelmektedir? Fuat Köprülü Türk şiirinde nazım biriminin dize ya da beyt olduğu düşüncesini kabul etmez.
Bugünkü bilgilerimize ve eldeki metnlere göre, dörtlüklerin, Türk Şiirinin nazım birimi olduğu gerçeğine karşı çıkılamaz. İslamlıktan sonraki dönemde de üçlüklere yazılmış halk şiirlerine rastlıyoruz. Divanü- Lügat-it Türk’ teki parçalardan bir kısmı hece ölçüsünün altılı, yedili, sekizli kalıplarıyle yazılmış dörtlüklerden, bir kısmı da on bir, on iki, on üç, on dört heceli beyitlerden meydana gelmiştir.
D- Halk Şiirinde Ölçü Türk halk şiirinde ölçü vezin karşılığı ölçü, daha seyrek olarak da tartı terimi kullanılır. Türk halk şiirinde ölçü hece ölçüsüdür. Divanü Lügat-it Türk’te vezin ölçü karşılığı köğ terimi geçer. Hece ölçüsü, Türk dilinin yapısından doğmuştur. Hece ölçüsünde esas, dizelerdeki hece sayısının birbirine eşitliğidir. İlk dörtlüğün dizeleri kaç ise, ondan sonraki dörtlüklerin hece sayıları da ona uymak zorundadır. Hece ölçüsüyle söylenmiş en eski şiir örneklerini Divan-ı Lügat-it Türk’te buluyoruz. Divan-ı Lügat-it Türk’te manzumelerin hece sayıları beş ile on beş arasında değişmektedir.
Saz şairleri, hece kalıpları içinde, en çok, 7, 8 ve 11’ li olanları kullanmışlardır. Âşık edebiyatında ve anonim halk edebiyatı ürünleri arasında beşli, altılı, dokuzlu, onlu, on ikili, on üçlü, on dörtlü, on beşli, on altılı kalıplara çok seyrek rastlanır. Bunlar da genelikle, türkülerde, bilmecelerde, manzum atasözlerinde görülür. Hece ölçüsünde uyum sağalayan öğelerden biri, duraklardır. Dizilerin belli bölümlere ayrılması, durguyu sağlar. Kullanılan bütün hece kalıplarda durgulara yer verilir. Duraklar gelişigüzel değildir; belirli bi düzeni vardır. Çift heceli (6, 8, 10, 12, 14, 16) dizelerde durak, dizeyi iki eşit parçaya böler. Tek heceli dizelerde ise, genelikle, çok heceli kısım dizenin ilk yarısında yer alır. Durgular aruzun takti’inde oldğu gibi sözcükleri bölmez.
Divanlar, hece ölçüsünün 15’li kalıbının ‘’med ve kasır ile aldığı şekildir.’’ Kalenderi’ler hece ölçüsünün 14 ya da 13’ lü kalıbındadır. Semai’ ler ise, genellikle 16 heceli maznumelerdir.
Türk halk şiirinin asıl ölçüsü, başlangıçtan beri, hece ölçüsü olarak kalmıştır; kimi halk şiirlerin aruza da yer vermesi, bu genel kuralı değiştiremez.
E- Halk Şiirinde Uyak Kafiye sözcüğünün sözlük anlamı, ‘’sonda olan, arkadan gelen‘’dir. Uyak başlangıçta ‘’manzum bir hikmet ya da hicivli bir söz’’ karşılığı idi. Anlam değişikliğine uğrayarak beyit, şiir karşılığı kullanır olmuş, sonunda bugünkü anlamı kazanmış. Halk şairleri, ta eski çağalardan beri, uyak konusunda hafif bir ses benzerliğiyle yetinmişlerdir. Fuat Köprülü, halk şiirinde uyak düzeni için şöyle demektedir: ‘’ İlk şiirlerimizin tabi olduğu kafiye kaideleri, tabiyatıyle basit ve iptidai bir mahiyettedir ve onlara bugünkü manasıyle kefiye adını vermektense yarım kafiye (assonance) demek şüphesiz daha doğrudur”. Halk şiirinde kafiye karşılığı ayak terimi kullanılır.
Tarih boyunca Türk şiirinde üç türlü kafiye görülür: Yalnız dize başında, dize başında ve sonunda, yalnız dize sonunda. Eski Türk şiirinde uyak, dizenin başındadır.10 Bazan da dize sonunda raslanmaktadır. Prof. Reşit Rahmeti Arat, uyağın baştan sona kayışını vurgu ile ilgili görmektedir. Türkçe’ de esas vurgu kelimenin sonundadır, ikinci derece vurgu ise kelimenin başındadır. Eski Tür şiirlerinde asıl ahengin temininde esas olarak kafiye mısraın başında buluduğuna göre, bu ilk hecenin, bugünküden farklı olarak, vurgulu olması veya öyle telafüz edilmesi icap eder.
Halk şiirinde kafiyenin yanı sıra redif de önemli rol oynar. Redif de eski Türk şiirinin özeliklerinden biri. Sazşairlerin eserleride redif, çeşitli biçimlerde görülür. Genelikle dizenin sonunda; kimi zaman da, başa doğru kayar ve dize başındaki sözcükleri kapsar.
II
İlk Örnekler Koşuk
Şemsettin Sami, koşuk’u ‘’bir nevi raks havası’’ olarak niteledirmektedir.11 L. Sami Akalın değişik bir görüşle karşımıza çıkıyor. Koşuk’la ilgli maddede şu bilgiyi veriyor: ‘’ İslamlıktan önceki Türk şiirinin yiğitlik, aşk ve tabiat temaları üzerine söylenmiş şiirlerin genel adı. Hece vezniyle ve dörtlüklerle düzenlenmiştir. Kafiye sıralanışı şöyledir: aaab/cccb/dddb.’’12
Fuat köprülü ise, koşuk’u halk şiirinde bir tür anlamında kullanmakta ve koşuk’la koşmayı bir tutmaktadır. En fazla on üç heceli ve 6-7 duraklı yazıldığını biliyoruz. Koşuk sözcüğü, sonraki yüzyıllarda daha sınırlı bir anlam kazanmış. ‘’Şarkı, oynarken söylenen koşma’’ kavramını karşılamıştır.
Kojan
Bu deyim ‘’ şarkı, türkü’’ demektir. Kojan söyleyenlere kojancı (şarkıcı), ‘’ şarkı söylemek’’ e de kojan aytmak ya da kojodomak denilmektedir.
Takşut
Özelikle Uygurlar arasında geçerli bir deyimdir. Umumi olarak şiir, nazım, manzume manalarına gelmektedir.13
Takmak
Takşutla aynı kökten geldiğini düşünülüyor. Çeşitli Türk lehçelerde bulmaca, atasözü, türkü, şaka, masal anamlarına kullanılmaktadır.14
Ir (Yır)
Kaşgarlı Mahmut, bunlara koşma, türkü, şiir, gazel demektedir. Ir (Yır) deyimi, on dördüncü yüzyıldan beri, ‘’nağme, hava’’ karşılığında kullanılagelmiştir.
Kuğ
Konumuzla ilgili olanları ‘’şiirin ölçüsü’’, ‘’ırın ölçüsü’’,’’ırlamak ta sesin yükselip alçalışıdır’’. Nazım, şiir, türkü, ır, şeklinde bir türdür. Kuğ bugünkü Türk lehçelerinde de ‘’ses, musiki, makam ve ahenk’’ karşılığında kullanılmaktadır.
Şlok
Asıl Sanskriçe’dir ve sloka biçimindedir. Manzume, sevindirici şiir anlamına gelmektedir.
Podak
Sanskriçe padaka’dan gelmektedir; “şiir, bir şiirin (dörtlüğü) dörtte biri’’ demektir.
Kavi
Sanskriçe kavyadır. Dede Korkut Kitabı’ ındaki gibi, düz yazıyle nazım arasındaki bir anlatım biçimidir.
Baş, Başlık
Mani dinini kabul etmiş Türklerle ilgili edebi metinlerde görülen bir tür adıdır. İlahi karşılığıdır.
ANADOLU HALK ŞİİRİNDE TÜRLER Halk Şiirinde Tür Kavramı ve Türlerin Doğuşu Halk şiirinde, belirli kuralarla bağlı nazım biçimleri yoktur. Halk şiirinde nazım biçimleri değil tür’ler vardır. Saz şairleri için önemli olan, bir öğrneğe uygun deyişler söylemek değil, irticalın geretirdiği hava içinde duygularını hiç kurala bağlı olmaksızın, dile getirmektir. Cönklerde koşma, destan, türkü, Türkmani, varsağı diye adladırılan parçalar, herzaman aynı yapıda ve biçimde değidir.
Halk şiirinde nazım biçimi değil tür sözkonusudur. Mâni, türkü, koşma, destan... gibi türler vardır. Halk şiirinde nazım biçimi yoktur. Tür vardır, ve tür ler, biçimleriyle değil ezgileri ve okunuşarıyle birbirbirlerinden ayrılırlar; onların ayrımları ezgilerindedir. Değişik kalıptaki şiirlerin aynı adı alması bundan ötürüdür. Bir deyiş, okunuşuna göre mani, ya da koşma olabilir. Dizelerin aynı hece sayısını taşıması bunların okunuşlarına göre- aynı ad almalarına engel değidir.15 Halk şiirindeki türlerin beste ve ezgi ile sıkı bağlantısı olduğunda bütün kaynaklar birliktir. Türk halk şiirinin asıl nazım biçimi, dörtlüklerden meydana gelen manidir.
Anonim halk şiiri ve aşık edebiyatı ürünlerini, tür bakımından, iki öbekte toplayabiliriz: Hece ölçüsüyle söylenenler, arzulu olanlar. Halk şiirinde, tip olarak, aslında iki tür vardır: Mani, koşma.16
Mani
Mani sözcüğünün kaynağı şimdiye dek aydınlatılmamıştır. Bu konuda en tutarlı bigiyi Hüseyi Kazim Kadri’ de buluyoruz. ‘’ man (?) halk edebiyatının tarzı mahsusu, ki ekseriyetle dört ve bazen altı mısradan teşekkül eder ve hece vezninin 7’li si ile söylenir.’’ Çoğunluk, maninin mananın bozulmuş biçimi olduğu görüşündedir. Mani, anonim halk şiirinin en yaygı türüdür, yedi heceli ve dört dizeli tek kıtadan meydana gelir. İlk iki dize giriş niteliğindedir: Dörtlüğün anlam yükünü üçüncü ve dördüncü dizlere taşır. En güzel maniler ilk dizleriyle son iki dizesi arasında uyum olanlardır. Uyak şeması aaxa düzenine uymayan maniler de vardır. Böylelerinde, birinci ve üçüncü dizler bağımsızdır, uyak ikinci ve dördüncü dizler arasındadır. Kafiye düzeni xaxa tarzındır.
Mani ÇeşitleriDüz Mani
Yedi heceli dört dizeden oluşmuş, uyakları çoğu kez cinassız olan manilerdir. Bunlara tam mani de denir
Kesik maniler
İki dizesi düşerek, yerini, yedi heceden az, anlamlı ya da anlamsız bir sözcük almış, uyakları cinaslı olan manilerdir. İki dizenin düşmesi, maninin yapısını zedelemez, bir eksiklik doğurmaz. Çünkü ilk iki dize, asıl maksada bir giriş ve uyağa başlangıç niteliğindedir. Kesik manilerde uyaklar genelikle cinaslı olduğundan, bunlara cinaslı mani adı da verilir.17 Kesik manilerde birinci dize yedi heceli olursa, doldurmalı kesik mani ya da ayaklı mani de denir. Maniler halk edebiyatın ürünleridir.
Mani kıtaları, koşma dörtlüklerinin arasında da girebilir. Böyle koşmalar, yedekli koşma diye anılır. Manilerin bir kullanış yeri de türkülerdir. Maniler (bayatılar) destan ya da ağıtın sonunda da bulunur. Manilerin başlıca teması sevgidir. Manilerin yapısı gereği, toplumsal olaylara değinilmez.
Manilerin konuları değişiktir. Pertev Naili Boratav manileri on bölüme ayırır: 1- Niyet manileri, 2-Atışma manileri,3- Tarlada ve işte çalışırken gelip geçenleresöylenen maniler, 4- Bekçi ve davulcu maniler, 5-Satıcıların söyledikleri maniler, 6- Semai kahvelerinde söylenen cinaslı maniler,7-Âşık- hikayecilerin söyledikleri maniler,8- Mektup manileri, 9- Düğünlerde söylenen maniler, 10- Mani kıtalarından oluşmuş, mani özelliğini yitirmemiş maniler.
Mani söyleme, kadınların tekelindedir, denebilir. Sazşairleri dışında, erkeklerin söylediklerine pek rastlanmaz. Halk arasında mani söylemek için mani yakmak, mani düzmek, mani atmak deyimleri kullanulır. Mani söyleyenlere manici, mani yakıcı, mani düzücü denir. Öteki halk şiiri türleri gibi , özel bir ezgi ile söylenir. Maninin günümüzde en canlı olarak yaşadığı yerler Kerkük bölgesiyle Yukarı-Doğu illerimiz, özelikle Kars ve çevresidir.
Maniye çeşitli kavimlerde farklı isimler verilmiştir. Irak Türkleri hoyrat, Azaybercan Türkleri bayatı derler.
Koşma Koşma, halk şiirinin türlerinin en sevilen ve en çok işlenmiş bir türüdür. Âşık edebiyatı deyince ilk akla gelen şey koşmadır. Koşma sözcüğü koşmak masdarının türevidir. Kökeni olan koşmak, ‘’zam ve ilave etmek, güfteye beste ilavesi’’ anlamındadır. Fuat Köprülü’nün görüşünce, Anadolu Türklerindeki koşma türü Doğu Türklerindeki koşuklarla Altay Türklerindeki kojanlardan başka bir şey değildir.
Koşma terimi, günümüzde, on heceli dörtlüklerden meydana gelen ve özel bir uyak örgüsü olan sazşairlerin eserleri için kullanılır. Koşmanın da özel ezgisi vardır. Koşma, tür anlamı dışında, bir de ezginin adıdır.
Klasik koşmanın ilk dörtlüğünde birinci ve üçüncü dizler ya bağımsızdır, ya da uyaklıdır.; ikinci ile dördüncü dizler ise her zaman uyaklıdır. Bunun şeması da şöyledir:
xaxa-bbba-ccca...
abab—cccb-çççb...
Kimi zaman, ilk dörtlükte uyak dizeninin değiştiği olur ve kafiye şeması aaab ya da xxxb biçimine de girer. Âşık edebyatının ürünlerinde koşmaların dörtlük sayısı genelikle üçle beş arasına değişir. Koşmanın tür olarak yerleşik biçimi, hece ölçüsünün 11’li kalıbına uyandır. 11’ li kalıbın dışındakiler koşma diye adladırılmaları, ezgilerinden doğmaktadır.
Ezgilerine göre koşma çeşitleri
Hece sayısı ne olursa olsun, özel bir ezgiye okunan parçalar halk arasında koşma diye anılır. Özel ezgiyle okunan koşmalarla koşma adına bağlı başlıca ezgiler şunlardır: Acem koşması, Kerem, Kesik Kerem, Gevheri, Ankara koşması, Elpük koşması, Yelpük koşması, Bayındır koşması, Sivrihisar koşması, Sümmani, Cem koşması, Bülbül koşması, Topal koşma.
Yapılarına göre koşma çeşitleri.
Düz koşma
Düz koşma, on bir hecelidir ve uyak düzeni şöyledir :
X a x a
B b b a
C c c a
Ya da:
A b a b
C c c b
Ç ç ç b
Şemaları koşma tipidir.